“Çalınan Dikkat” Üzerinden Dikkatimize Bir Bakış

Yazar: Esra Özer Duru
Editör: Feyza Hamidi

Yaşı ilerleyince insan, birtakım işlerde zorlanmaya başlıyor. En basiti yakını göremiyor, uykuya çabuk geçemiyor, gürültülü yerlerde çok uzun kalamıyor, günlük hayatta dikkatini toplamasını gerektiren faaliyetlerde bulunuyorsa zorlanıyor. Böyle olunca derdine derman aramaya başlıyor. Yazar Johann Hari’nin Çalınan Dikkat kitabının adı bu sorunlara cevap arayanlar için oldukça etkili. Hari, kitabında ilerleyen yaşın sebep olduğu dikkat dağınıklığına değinmemiş ama ona bu kitabı yazdıran geçerli sebepleri var. Yazar, dikkat sorunlarının köklerinin ta Orta Çağda keşişlerin yaşadığı benzer sıkıntılara kadar uzandığını, ancak insanlığın, 1930’lardan beri karşılaştığı en büyük dikkat krizini günümüzde yaşadığını anlatıyor.

Hari, dikkatimize zarar veren unsurların çoğunun kökenini sosyal medya uygulamalarının özelliklerinde ve bunların yol açtığı kısır döngülerde buluyor. Yazarın tespitlerini ana başlıklar halinde; hızlanma, yorum/beğeni alma ihtiyacı, sayfaların/içeriklerin sürekli kaydırılarak yenilenmesi (sonsuz kaydırma), doğru ya da yanlış daimi bir bilgi akışının olması, içeriklerin sürekli değişmesi nedeniyle bir şeyleri kaçırma endişesi, zihnimizin akış halinin engellenmesi, fiziksel ve zihinsel bitkinliğin artışı, sorunun kökenini göremeyip bireysel davranış değişikliğiyle çözebileceğini sanma, stresi tetikleyen bir teyakkuz hali, beslenme düzeninin bozulması, kirliliğin artması, DEHB’nin (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) artışı ve buna karşı alınan tedbirler, çocuklarımızı maruz bıraktığımız fiziksel ve psikolojik kapatılma olarak özetleyebiliriz.


Kitapta aktarılan bilgiler ışığında, dikkat yoğunlaştırma sürelerinin ne kadar düştüğünü anlayabilmek için, öğrencilerin 65 saniyede bir meşgul oldukları işi bırakıp başka işlere geçtiğini; ofiste çalışanların, tek bir işle ortalama üç dakika meşgul olabildiğini bilmek bir fikir verebilir. Üstelik bir başlığa odaklanmışken dikkatiniz başka bir yere kaydığında yeniden aynı odaklanma yoğunluğuna ulaşmak 23 dakika sürüyor. Bilgisayar üreticilerinin icat ettikleri “çoklu görev” de az zamanda çok iş yapmamıza değil kapasitemizi düzgün kullanamamamıza hizmet ediyor. İki görev arasında gidip gelirken en az 20 dakika kaybediyoruz. Normalde hiç yapmayacağımız hatalar yapıyoruz. Beynimizin serbest gezinirken kendiliğinden kurduğu bağlantılar, bulduğu yeni fikirler kayboluveriyor. Aynı anda iki iş yapalım derken neyi, nereye, koyduğumuzu ya da nasıl yaptığımızı hatırlamadığımızı fark ediyoruz. Çünkü beynin sürekli meşgul tutulması anı oluşumunu engelliyor, hafıza daralıyor. Uzun metinler, kitaplar okuyabilme yeteneğimiz azalıyor. En basiti, satır takip etme alışkanlığımızı kaybediyor, gözlerimizi ekrandaki metnin üzerinde oradan oraya gezdiriyor, metne göz atıyoruz. Bu durum okuduğumuzu anlama oranımızı düşürüyor.

Wired/Online: Kablolu/Bağlı/Bağımlı
Hari’nin bulduğu verilere göre, yaşanan dikkat dağınıklığının sadece bireysel değil toplumsal açıdan da ciddi sonuçları var. Odaklanamayan insanlar, karar alma geriliminden kaçınmak için kendilerinin düşünmesini, karar almasını gerektirmeyen çözümlere yöneldiğinden bu durum otoriterleşme eğilimini arttırıyor. Yazar, “wired” kelimesinin İngilizcede hem “manik, aşırı bir zihin durumu içinde olmak” hem de “çevrimiçi olmak” anlamlarına geldiğine dikkat çekerken, aynı kelime Türkçe’de “kablolu” anlamı da taşıyor. Son yıllarda bazı hayatların prize bağlı geçtiğini düşününce durum daha çarpıcı bir hal alıyor. Yaşanan dikkat depreminin en önemli ve en kötü sonucu olarak derinliği kaybediyoruz. İnsan ilişkilerinde, hayata bakış açımızda incelikler, derinlikler yok oluyor çünkü bunların hiçbirine vakit ve dikkat kalmıyor. Sosyal medyanın ödül mekanizmaları gerçek hayattan çok daha hızlı çalıştığı ve popülerliği arttırdığı için insanlar iletişimlerini oraya yönlendiriyor. Hayatın akışını kabullenmeyi, ona saygı göstermeyi unutuyor.

Ekranların ışığı dengemizi bozuyor, her an bir iş geleceği beklentisi rahat bir uyku uyumamızı engelliyor. Yazarın deyimiyle telefonlarımıza “bebek” muamelesi yapıyor, gece boyunca rutin aralıklarla onları kontrol ediyoruz. Bedenimiz ve beynimiz hem fiziksel hem de psikolojik olarak dinlenme/yenilenme moduna bir türlü geçemiyor. Uyumamanın sonu yine aynı kapıya çıkıyor. Dikkat dağınıklığı, gerginlik, sürekli yapacak bir işi varmış gibi hissetmenin huzursuzluğu. Hiçbirimiz işlerimizi tamamlayıp başarıya/sonuca ulaşmanın huzurunu yaşayamıyor, hissedemiyoruz. Sürekli uyanık olmamız hem bize iş paslayan amirlerin hem de şirketlerin işine geliyor. Hari, bizim dikkat dağınıklığımız nedeniyle düştüğümüz hataların, uykusuzluğumuzun, akıl ve beden sağlığımızı kaybetmeye yaklaşmamızın; hiç bitmeyen ticaretin bir yan hasarı ve aslında ne büyük bir bedel olduğunu kitabı yazmayı bitirirken anladığını söylüyor.


Gözetim Kapitalizmi ya da Algoritma
Meta şirketler, yaşadığımız sorunlar için de “imdadımıza” koşuyor. Sizi takip eden, ne istediğinizi ya da nelerden şikâyetçi olduğunuzu bulup size uygun ürünleri öneren sistemler geliştiriyor. Yazarın görüştüğü uzmanlardan biri bu takibi şöyle ürkütücü bir örnekle izah ediyor: “Facebook, Google vb. sunucularının içinde bizi temsil eden ufak ‘vudu bebekleri’ olduğunu hayal edin. İlk başta bize pek benzemiyorlar. Genel bir insan tipi daha ziyade. Sonra tıklama izlerimizi (üstüne tıkladığımız her şeyi), kestiğimiz ayak tırnaklarını, dökülen saç tellerimizi (aradığımız her şeyi, çevrimiçi hayatımızın en ufak ayrıntılarını) topluyorlar. Anlamlı olduğunu düşünmediğimiz onca meta-veriyi bir araya getiriyorlar ve bebek bize gitgide daha çok benziyor. Sonra örneğin Youtube’a girdiğimizde bebeği uyandırıp yüz binlerce video deniyorlar üstünde, hangisinin etkili olduğuna, hangisinde kollarının kıpırdadığına bakıyorlar ve sonra bunu bize sunuyorlar.”

Bebeğinizi oluştururken daha önce de söylediğimiz gibi algoritma, sizi ödül/ceza sistemiyle deyim yerindeyse terbiye ediyor, evcilleştiriyor. Algoritmalar sizi neyin harekete geçirdiğini, nelere bakmayı sevdiğinizi, nelere kızdığınızı yani size özgü tetikleyicileri öğreniyorlar. Bunun neticesi olarak bir duruma kızdığınızda daha dikkatsiz, daha az anlayışlı olacağınızı keşfetmiş durumdalar. Seçimlere yön verip marjinal milliyetçi akımları öne çıkararak destekliyorlar. Öfkeleneceğiniz paylaşımları daha çok göstererek kendinizi öfkeyle çevrelenmiş hissetmenizi ve avunmak için daha çok sosyal medyada kalmanızı sağlıyorlar. Ayrıca negatif paylaşımların dolaşımının arttırılması nedeniyle sadece bireyleri değil toplumu da ateşe veriyorlar.

Bütün bunların en değerli kurbanı gençlik oluyor. Kolayca DEHB tanısı konan çocuklar ve gençler, birtakım ilaçların bağımlısı oluyor. Bu bozukluk nedeniyle gerçekten acı çeken insanlar görünmez hale geliyor. Hayattan yalıtılan, sokakta oynayamayan, arkadaş edinemeyen çocuk ve gençlerde bu bozukluğun belirtileri görülüyor. Çocukluk büyük ölçüde kapalı kapılar ardında yaşanıyor; çocuklar serbestçe oyun oynama, keşifler yapma imkânı bulamıyor. Dikkatin hayati biçimleri olan ikna, müzakere, tahammül, sabır, hoşgörü, hüsranla baş etme gibi yeteneklerini geliştiremiyorlar. Oyunun sağladığı canlılığı, neşeyi tadamıyor, kendilerini yeterli görmüyor; büyüklerinin rehberliği olmadan bir iş yapabileceklerine inanmıyorlar. Eğitim sistemlerindeki çıkmazlar da onların bu durumunu körüklüyor. Saatlerce hareket etmeden kapalı bir mekânda ilgi alanlarının çoğu zaman dışında dersler dinlemek, onları bir şey öğrenmekten alıkoyuyor. Öğrenmedeki mutluluğu tadamayan, istediği bir hedef belirleyemeyen çok sayıda genç kendisini ifade etmek için başka alanlar arıyor. Gerçek dünyada hüsrana uğradıkça sanal alemlerde yalandan kaleler inşa ediyorlar; öfkeli, saygısız bir o kadar da kırılgan ve dayanıksız hale geliyorlar.

Çözüm Önerileri
Hari’nin çözüm önerileri arasında öncelikle istilacı teknolojilerin devletler tarafından denetlenmesi ama bunun sansüre dönüşmemesi için bazı teklifler var. Ona göre gözetim kapitalizmini doğrudan yasaklayabilir, bu tip şirketlerin çevrimiçi hareketlerimizi takip etmesini, kişisel verilerimize ulaşabilmesini engelleyebiliriz. Bunu sansüre dönüşmeden mesela sosyal medya uygulamalarına abonelik modeli ya da bu şirketlerin hükümetten bağımsız kamu mülkiyetindeki şirketlere (BBC örneğindeki gibi) dönüştürülmesi formülüyle yapabiliriz. Bu öneriler oldukça zor, kapsamlı ve hem şirketlerin hem devletlerin işine gelmeyecek öneriler. Gelişmiş ülkelerde bazı konular için denetim mekanizmaları üzerinde uzlaşılsa da (çocuk pornosu vs) bunlar bütün dünyadaki sistemlerin iyileşmesini sağlamıyor.
Sosyal medya uygulamalarının bildirim sayısına sınır getirilmesi, öneri seçeneğinin, sonsuz kaydırmanın kapatılması, kullanıcı sayfanın sonuna geldiğinde devam etmek ya da etmemek arasında bilinçli bir seçim yapabilmesini sağlayacak kısa da olsa karar almayı gerektiren bir ayar bulunması yine meta şirketleri mecbur edebileceğimiz düzenlemeler. İş dünyasına düşen çözümler de var ki bunlar hiçbir işyerinin işine gelmeyecek öneriler. Evden çalışmanın arttırılması, çalışana belli bir saatten sonra bağlantıyı koparma hakkı tanınması gibi.
En önemli ve dönüştürücü çözüm; çocuklara ve eğitime yaklaşımın, eğitim yöntemlerinin değiştirilmesi. Çocukları sokakta oyun oynamaya teşvik etmek ve bunu kolaylaştırmak, çocukların okulda geçirdiği süreyi sınırlamak, bu zaman zarfında fiziksel aktiviteler yapabilmelerine uygun altyapıyı sağlamak ve bu faaliyetleri teşvik etmek, sınavları kaldırmak, araştırmaya yönelik ödevler vermek, ders sürelerini kısaltmak gibi.

Hari, kullanıcı odaklı tedbirleri, “tuzu kurular” için olduğunu bile bile sıralıyor. Bazıları, telefona bakma isteği geldiğinde istek geçene kadar on dakika beklemek, her gün ne yapacağına dair ayrıntılı bir program oluşturmak, bildirim ayarlarını kapatmak, telefonunuzu belli bir süre kilitleyebileceğiniz uygulamalar kullanmak, mutlaka sekiz saat uyumak. Yazarın dönüştürücü kişisel tedbirleri ise: Odaklanma becerimizin büyüyüp potansiyeline ulaşabilmesi için çocuklarda oyunun, yetişkinlerde akış hallerinin, kitap okumanın, anlamlı faaliyetler keşfetmenin, egzersiz yapmanın, doğru uyku uyumanın, sağlıklı bir beynin gelişmesini sağlayan temiz ve besleyici gıdalar. Kaçınılması gerekenler listesinde ise, aşırı hız, bir işten öbürüne geçip durmak, çok fazla uyaran, kullanıcıyı kendine bağlamak için tasarlanmış istilacı teknolojiler, stres, bitkinlik, gerginlik yaratan boyalarla dolu işlenmiş gıdalar, kirli hava var. Hari, çözümün çok yönlü olması nedeniyle hep birlikte hareket etmek gerektiğini vurgulayarak dikkatimizi ateşe veren kuvvetlere karşı mücadele edip onların yerine iyileşmemize yardımcı olacak kuvvetleri geçirmemiz gerektiğini ifade ediyor.

Peki bunları öğrendiğimiz ya da tekrar hatırladığımız bu noktada; kaybettiklerimiz uğruna, büyük meta şirketlerinin kendilerine atfettikleri “dünya üstündeki herkesi birbirine bağlamak” gibi “büyük, yüce bir amaç”la kurdukları ağda bulunmayı tercih edip etmeyeceğimiz sorulsa ne cevap verirdik?

Referans
Hari, J. (2023). Çalınan Dikkat: Neden Odaklanamıyoruz? Metis Yayınları.