Çocukluk Dönemine Özgü Bozukluklar: Risk Faktörleri

Klinik Çocuk Psikolojisi

Klinik çocuk ve ergen psikolojisi; sosyal bağlamları içinde bebeklere, küçük çocuklara, çocuklara ve ergenlere psikolojik hizmetlerin sunulmasına yönelik bilimsel bilgileri geliştiren ve uygulayan profesyonel psikoloji uzmanlığıdır (Amerikan Psikologlar Derneği, 2012). Klinik alanda çocukların psikolojik rahatsızlıkları ile ilgili çalışmalar, uzun süre yetişkin çalışmalarının bir uzantısı ve yetişkin çalışmalarına dayalı tahminler olarak kalmıştır. Son 30 yıldır, bu yetişkin odaklı yaklaşım yerini yavaş yavaş çocuk merkezli bir yaklaşıma bırakmaktadır (Kramer ve ark., 2009/2014, s. 460). Aslında yetişkinlere yönelik çalışmalar kadar öneme sahip olan klinik çocuk psikolojisi alanı, bu kritik önemin geç anlaşılması nedeniyle alandaki diğer çalışmaları geriden takip etmektedir.

Klinik Çocuk Psikolojisinde Ele Alınan Çocukluk Dönemi Bozuklukları

Çocukluk ve ergenlik dönemi, bireyin yaşamını etkileyecek olan davranışların kazanıldığı ve kişiliğinin şekillendiği önemli dönemlerdir. Bu dönemde sık görülen bozukluklardan bazıları; dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu, majör depresif bozukluk, kaygı bozuklukları, otizm, pediyatrik sağlık problemleri, karşıt olma-karşıt gelme bozukluğu, anksiyete bozukluğu ve davranım bozukluğudur (Kramer ve ark., 2009/2014, s. 461-462; Gürsu, 2011). Bu bozuklukların ortaya çıkmasında genetik etkenlerinin yanı sıra (Evinç ve Özdemir, 2015; Tamar ve Özbaran, 2004; Şener ve Özkul, 2013) çocukları etkileme potansiyeline sahip olan bazı risk faktörleri de önemli rol oynar.

Çocukluk Dönemi Bozukluklarını Etkileyen Risk Faktörleri

Risk kavramı çocuk ve ergenlerin psikolojik sağlamlığı üzerindeki etkisi adı altında değerlendirilirse; olumsuz bir durumun ortaya çıkmasına ya da devam etmesine neden olan bireysel, ailesel ve çevresel koşulların kişide istenmeyen sonuçlar doğurması olarak ele alınabilir (Karataş ve Çakar, 2011). Bazı risk faktörleri olumsuz sonuçların nedeniyken, diğer bazı risk faktörleri olumsuz sonuçlarla sadece ilişki göstermektedir (Gizir, 2007). Yoldaş ve Demircioğlu (2019)’na göre çocuk ve ergenler bu risk etkenlerinden bir veya daha fazlasına maruz kalabileceği gibi risk etkenleri arası etkileşim de söz konusu olabilir. Başlıca önemli risk faktörleri; sosyal riskler, kültürel riskler, ailesel riskler ve çocuğun kendisi ile ilgili (psikolojik) riskler olarak gruplanabilir (Kramer ve ark., 2009/2014, s. 471).

Sosyal Risk Faktörleri

Çocuğun sosyal hayatındaki ilişkileri (arkadaşlarıyla, ailesiyle, öğretmenleriyle vb.), sosyal çevresinde gelişen olaylar ve yaşam koşullarıyla ilgili risk faktörleridir.

     Akran İlişkileri. Çocuğun psiko-sosyal gelişimi açısından yaşıtları ile olan ilişkileri önemli bir yerdedir. Yakın yaşıt ilişkileri ergenlerin benlik saygıları ve iyilik halleri ile pozitif olarak ilişkili iken yaşıtları ile ilişki problemleri yaşamak ise depresyonun ve olumsuz benlik algısının en temel yordayıcıları olduğu araştırmalar tarafından ortaya konulmuştur (akt. Ceyhan, 2008).

     Yoksulluk. Yoksulluk kişilerin ve hane halkının asgari yaşam standardının gerektirdiği temel gereksinimlerin karşılanabilmesi için yeterli miktarda gelirin elde edilememesi durumudur. Yapılan çalışmalarda yoksulluğun gençleri sosyo-psikolojik uyum, sosyal beceri eksikliği, saldırgan olma ya da boyun eğici davranma ve umutsuzluk gibi özellikler açısından önemli düzeyde etkilediği vurgulanmaktadır (akt. Tümkaya ve ark, 2010). Yoksulluk sahibi çocuğun karşılaşabileceği olumsuzluklar ise yetersiz okul koşulları, bazı temel ihtiyaçların karşılanamaması, şiddet mahallelerinde ikamet etmek ve başkaları tarafından hor görülmek olabilir.

     Cinsel ve Fiziksel İstismar. Çocuk cinsel istismarı, erişkinlerin veya yaşça büyük bir başka kişinin kendi cinsel doyumunu sağlamak amacıyla, rızası olmadan veya kandırarak çocuğa yaptıkları tüm davranışlardır. Çocuğun cinsel istismarı sadece çocukluk ve ergenlik döneminde değil, yaşamın tüm dönemlerinde çeşitli patolojilere yol açmaktadır (Taner ve ark., 2015). Özellikle çocukluk döneminde yaşanan cinsel istismar travmatik bir yaşantı olarak değerlendirilebileceği için çocuğa kalıcı zararlar verebilir.

Çocuk fiziksel istismarı, 18 yaşından küçük çocuğun, ebeveyn ya da çocuktan sorumlu bir kişi tarafından gerçekleştirilen fiziksel güç gerektiren işlerde yoğun olarak çalıştırma, el ya da bir nesne ile vurma, yakma, bıçak ve benzeri ile yaralama ya da boğma davranışları sonucu yaralanması ya da yaralanma riski yaşamasıdır (Irmak, 2011). Çocuğa yönelik şiddet, çocukta fiziksel yaralanmalara yol açmasının yanı sıra bilişsel, davranışsal, sosyal ve duygusal işlevler üzerinde de zararlar yaratmaktadır (akt. Ayan, 2016).

Fiziksel ve cinsel istismarın olumsuz etkileri; istismarı kimin veya kimlerin, ne zaman, ne kadar süreyle, ne şiddette ve kaç kere uygulandığına göre farklılık gösterebilir.

Kültürel ve Çevresel Risk Faktörleri

Çocuğun içinde bulunduğu toplum ve kültürün özelliklerini, gelenekleri, görenekleri ve tüm toplumu etkileyen geniş çaplı olaylar içeren risk faktörleridir.

     Kültürün Yapısı. Kültür, kuşaktan kuşağa geçen, belirli bir grup insanın davranış örüntüleri, inançları ve diğer ürünleri olarak tanımlanmaktadır (akt. Atak, 2017). Az gelişmiş ülkelerde ailelerin geçimlerini sağlamaya noktasında yeterli bütçeye sahip olmaması, çocuklarını çalışma hayatına itmelerine neden olabilmektedir. Bu ülkelerdeki hakim anlayışa göre çocuk, “aile olgusunun ötesinde, ailenin ekonomik kalkınmasına katkıda bulunabilecek potansiyel işgücü, ailenin ilerleyen yaşlarında ise bir sosyal güvenlik aracı” olarak görülmektedir (akt. Karakaş ve Çevik, 2016). Ayrıca az gelişmiş toplumlarda yüksek oranlarda görülen erken evlilikler; sıklıkla yoksul ailelerde ekonomik olarak refaha erme yolu, sosyal ve ekonomik destek, aynı zamanda kız çocuklarını bir çeşit koruma yolu olarak görülmektedir (Boran ve ark., 2013). Çopur ve ark. (2015)’na göre toplumdaki düzensiz gelişmelerin neden olduğu sapmalardan biri de çocuklarda suçlarında önemli artış olmasıdır.

     Doğal Afetler. Özellikle geniş çaplı hasara yol açan doğal afetler çocuğun yaşantısını ve psikolojik sağlığını ciddi boyutta etkileyebilir ve travmatik etkiler bırakabilir. Rutter ve ark., sel ve deprem gibi stresli yaşam olaylarının çocuklarda ve ergenlerde depresyon gibi ruhsal sorunların oluşmasında önemli risk etmeni olduğunu bildirmiştir (akt. Toros, 2002). Ayrıca çocukluk dönemi travmaları yetişkinlikte madde kullanımı ve psikolojik problemler gibi birçok negatif sonuç ile bağlantılıdır (akt. Yılmaz, 2009).

     Göç ve Savaşlar. Savaş ve çatışmaların olumsuz etkilerine doğrudan maruz kalan ya da tanık olan çocukların yoğun korku ve çaresizlik gibi psikolojik sıkıntılardan yakındıkları bilinmektedir. Travma nedeniyle normal gelişim seyirleri kesintiye uğrayan ve güvensizlik ortamı içerisinde yetişen çocukların yetişkinlik dönemleri de psikolojik açıdan risk altındadır (Erden ve Gürdil, 2009).

Göç, çocukların yaşamını ebeveynlerine bağımlı olmaları ve kendilerini korumadaki yetersizlikleri gibi nedenlerin etkisiyle olumsuz yönde etkilemekte ve kalıcı sağlık sorunlarının ortaya çıkışına neden olabilmektedir. Göç yaşayan çocuklarda suça yönelme, şiddet uygulama, depresyon ve anksiyete, travma sonrası stres bozukluğu, gelişme geriliği, uyku ve yeme bozuklukları, özgüven eksikliği, sigara ve alkol bağımlılığı gibi riskli davranışlar, intihar, hiperaktivite gibi psikolojik ve davranışsal sorunlar karşımıza çıkmaktadır (Aydın ve ark., 2017).

Ailesel Risk Faktörleri

Çocuğun anne-babası ve (varsa) kardeşlerinin özelliklerini, kendi aralarında ve çocukla olan ilişkilerini içeren risk faktörleridir. Ailenin çocuk üzerindeki olası etkileri düşünülünce bu risk faktörlerinin önemi anlaşılabilir.

     Ebeveynde Alkol Bağımlılığı. Alkol bağımlılığı olan anne babaların çocuklarında görülen psikopatolojileri saptamak amacıyla yapılan birçok çalışmada, alkol bağımlılarının çocuklarında kontrol grubuna göre daha yüksek oranlarda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, karşı gelme bozukluğu ve davranım bozukluğu gibi dışa yönelim bozuklukları bulunurken bazı çalışmalarda da depresyon ve anksiyete gibi içe yönelim bozuklukları saptanmıştır (akt. Kültür ve ark., 2006).

     Ebeveynde Bulunan Psikopatoloji. Depresyonlu olan ebeveynlerle yaşayan çocuklar gelişim dönemlerine göre birçok olumsuz tutum ve davranışlarla karşılaşabilmektedirler (Cindioğlu, 2015). Anne ve babanın birinde duygulanım bozukluğu var ise çocukta depresyon görülme riski %27-30, hem anne hem babada duygulanım bozukluğu var ise çocukta depresyon görülme riski %50-75’tir (akt. Toros, 2002).

     İhmal. Yılmaz (2009)’a göre çocuk ihmali, çocuğun bakımından, sağlığından ve iyiliğinden sorumlu olanların beklenen tutum ve davranışları gerçekleştirmediğinde ortaya çıkan durumudur (Yılmaz, 2009). Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 15 yaşın altındaki 40 milyon çocuğun sağlık ve sosyal bakım konularında istismar ve ihmal yaşadığını tahmin etmektedir. Türkiye’deki araştırmalar ise çocuk istismarı oranının %10-53 olduğunu göstermektedir (akt. Yılmaz, 2009). Bakım ve sevgi ihtiyacı yeterince karşılanmayan çocuk, ileride ciddi psikolojik sorunlarla yüz yüze kalabilir.

Çocuğun Kendisiyle İlgili Risk Faktörleri

Çocuğun doğuştan gelen kişilik özelliklerini, sonradan edindiği alışkanlıklarını ve psikolojik özelliklerini içeren risk faktörleridir. Ayrıca teknolojinin gelişmesiyle son zamanlarda açığa çıkan bazı risk faktörleri de burada ele alınabilir.

     Mizaç. Mizaç, bebekliğin erken dönemlerinde gözlemlenebilen, duygu, davranış ve dikkat süreçlerindeki bireyden bireye değişebilen farklılıkları anlatır. Zor mizaçlı çocuklar düzensiz uyku ve beslenme alışkanlıklarına sahip, yeniliğe ve değişikliğe kolay uyum gösteremeyen, genellikle olumsuz duygu durumu içinde olan çocuklardır (Cindilioğlu, 2015).  Zor mizaca sahip çocukların davranışları anne-babanın veya kardeşlerin olumsuz tepkilerine yol açtığı takdirde çocuk ile anlaşmazlıklar yaşanabilir. Bu gibi olaylar çocuğa “kendisinde bir sorun olduğunu” düşündürebilir ve birtakım psikolojik bozuklukların ortaya çıkmasına sebep olabilir.

     Sınırlı Problem Çözme Becerileri. Problem çözme, kişinin problemi anlayıp buna çözüm bulana kadar geçirdiği süreç olarak tanımlanır ya da daha önceki yaşantılarından öğrendiği bilgilerden yararlanarak bir problem durumunu çözmesi olarak nitelendirilir (Begde ve Özyürek, 2016). Çocukluk ve ergenlik dönemde bireylerin karşılaşmış oldukları problemlerin üstesinden gelebilmeleri ve problemleri etkili bir şekilde çözebilmeleri için problem çözme becerisi oldukça önemlidir (akt. Arslan ve Kabasakal, 2013). Ancak, çocuklar sıklıkla problemlerini etkili olmayan yollarla çözerler. Bazıları ağlar, tepinir, bağırır; bazıları vurur, ısırır ve zararlı olurlar; bazıları aileye veya öğretmene yalan söylerler. Bu yöntemler çocukların problemlerine hoşnut edici çözümler bulmak yerine yeni problemler yaratır (ak. Yılmaz, 2012).

     İnternet ve Oyun Bağımlılığı. Young’a göre internet bağımlılığı, internetin aşırı kullanılması isteğinin önüne geçilememesi, internete bağlı olmadan geçirilen zamanın önemini yitirmesi, yoksun kalındığında aşırı sinirlilik hali ve saldırganlık olması ve kişinin iş, sosyal ve ailevi hayatının giderek bozulmasıdır (Derin ve Bilge, 2016). Araştırmalar, internet kullanıcılarının tıpkı ilaç, alkol ya da kumar gibi diğer bağımlılıklara benzeyen davranışları internet kullanımı için de göstermeye başladığına ilişkin bulgular ortaya koymaktadırlar (akt. Ceyhan, 2008). Bu aşırı kullanım her bağımlılıkta olduğu gibi bireyin hayatını sosyal, psikolojik ve fiziksel açıdan olumsuz etkilemektedir (akt. Gökkaya ve ark., 2020). Ayrıca internet bağımlılığı olan ergenlerde depresyon ve intihar düşüncesi düzeylerinin daha yüksek olduğunu gösteren bulgular bulunmaktadır (akt. Ceyhan, 2008).

Sonuç ve Yorum

Çocukluk ve ergenlik dönemindeki risk faktörleri ve bu dönemde ortaya çıkabilecek bozukluklar, tüm hayatı etkileme potansiyeli olduğundan dolayı bunların önüne geçilmesi gereklidir. Çocuğun bakımından sorumlu kişiler için bu riskleri fark etme ve çocuğu bu risklerden koruyabilmenin önemi büyüktür. Özellikle anne ve babaya bağlı olarak ortaya çıkan risk faktörleri çocuğu okul öncesi dönemde; okul, akran ve öğretmenlerine bağlı risk faktörleri ise okul döneminde daha derinden etkileyebilir. Ergenlik döneminde ise en kritik olan akranlarla ilişkiler veya internet bağımlılığı olarak düşünülebilir. Bunun yanında istismar olayı, birey hangi yaşta olursa olsun sarsıcı ve kalıcı etkiler bırakabileceğinden, her dönem için genel olarak en tehlikeli risk faktörü olarak görülebilir. Bu risk faktörlerine yoğun şekilde maruz kalan çocuğa profesyonel destek sağlanmalıdır.

Kaynaklar

Amerikan Psikologlar Derneği (7 Aralık 2020). Clinical Child and Adolescent Psychology.
https://www.apa.org/ed/graduate/specialize/child-clinical

Arslan, G. ve Kabasakal, Z. (2013). Ergenlerin problem çözme becerileri ve ana-baba tutumları.
     International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic,
8(6), 33-42.

Atak, H. (2017). Piaget ve Vygotsky’nin kuramlarında çocukların toplumsallaşma süreci.
     Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 9(2), 163-176. doi:10.18863/pgy.281372

Ayan, S. (2007). Aile içinde şiddete uğrayan çocukların saldırganlık eğilimleri. Anatolian
Journal of Psychiatry,
8(3), 206-214.

Aydın, D., Şahin, N. ve Akay, B. (2017). Göç olayının çocuk sağlığı üzerine etkileri, İzmir Dr.
Behçet Uz Çocuk Hastalıkları Dergisi
, 7(1), 8-14. doi:10.5222/buchd.2017.008

Begde, Z. ve Özyürek, A. (2016). Öğretmen ve anne-baba tutumlarının okul öncesi dönem
çocuklarının problem çözme becerilerine etkisi. Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi
Dergisi,
5(1), 204-232. doi:10.17539/aej.07642

Boran, P., Gökçay, G., Devecioğlu, E. ve Eren, T. (2013). Çocuk gelinler. Marmara Medical
Journal,
26, 58-62. doi:10.5472/MMJ.2013.02751.1

Ceyhan, E. (2008) Ergen ruh sağlığı açısından bir risk faktörü: internet bağımlılığı. Çocuk ve
Gençlik Ruh Sağlığı Dergisi, 15(2), 109-116.

Cindioğlu, M. D. (2015). 3-6 yaş arası çocuğu olan depresyonlu ve depresyonu olmayan
annelerin ebeveynlik öz yeterliliği çocuk mizaç algısı ve duygu sosyalleştirme tepkilerinin
karşılaştırılması.
(Yayınlanmamış yükseklisans tezi). Maltepe Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, İstanbul.

Çopur, E. Ö., Ulutaşdemir, N. ve Balsak, H. (2015). Çocuk ve suç. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dergisi, 1(ek 2), 120-124.

Derin, S. ve Bilge, F. (2016). Ergenlerde internet bağımlılığı ve öznel iyi oluş düzeyi. Türk
Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi, 6
(46), 35-51.

Erden, G. ve Gürdil, G. (2009). Savaş yaşantılarının ardından çocuk ve ergenlerde gözlenen
travma tepkileri ve psiko-sosyal yardım önerileri, Türk Psikoloji Yazıları Dergisi, 12(24), 1-
13.

Evinç Ş. G. ve Özdemir, D.F. (2015). Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunda risk ve
sonuçları açısından çocuk istismarı. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar Dergisi, 7(2), 166-177.
doi:10.5455/cap.20140724030523

Gizir, C. A. (2007). Psikolojik sağlamlık, risk faktörleri ve koruyucu faktörler üzerine bir
derleme çalışması. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi, 3(28), 113-128.

Gökkaya, F., Deniz, İ. ve Gedik, Z. (2020). Sosyal medya   bağımlılığının   sosyal   onay ihtiyacı
ve beden memnuniyeti ile ilişkisi. Klinik Psikoloji Dergisi.
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000023

Gürsu, O. (2011). Ergenlerde psikolojik sağlığın demografik değişkenler açısından
incelenmesi. Kuramsal Eğitimbilim Dergisi, 5(1), 110-130.

Irmak, T. Y. (2011). Fiziksel istismara uğrayan ergenlerde dayanıklılığın incelenmesi. Ege
Eğitim Dergisi
, 12(2), 1–21.

Karakaş, B. ve Çevik, Ö. C. (2016). Çocuk refahı: Çocuk hakları perspektifinden bir
değerlendirme. Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 18(3), 887-
906.

Karataş, Z. ve Çakar, F. S. (2011). Self-esteem and hopelessness, and resiliency: An
exploratory study of adolescents in Turkey. International Education Studies, 4(4), 84-91.
http://dx.doi.org/10.5539/ies.v4n4p84

Kramer, G., Bernstein, D. ve Phares, V. (2014). Klinik Psikolojiye Giriş. (İ. Dağ, Çev. Ed.),
Klinik Çocuk Psikolojisi
içinde (s.459-501). Mentis Yayıncılık.

Kültür, S. E. Ç., Ünal, M. F. ve Özusta, Ş. (2006). Alkol bağımlılığı olan babaların
çocuklarında psikopatoloji. Türk Psikiyatri Dergisi, 17(1), 3-11.

Şahin, H. ve Ömeroğlu, E. (2017). Psikososyal gelişim temelli eğitim programının anasınıfına
devam eden çocukların problem çözme becerilerine etkisi. Kastamonu Eğitim Dergisi,
     25(1), 233-248.

Şener, E. F. ve Özkul, Y. (2013). Otizmin Genetik Temelleri. Sağlık Bilimleri Dergisi, 22(1),
86-92.

Tamar M. ve Özbaran, B. (2004). Çocuk ve ergenlerde depresyon. Klinik Psikiyatri Dergisi, Ek
2, 84-92.

Taner, H. A., Çetin, F. H., Işık, Y. ve İşeri E. (2015). Cinsel istismara uğrayan çocuk ve
ergenlerde psikopatoloji ve ilişkili risk etkenleri. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 16(4), 294-
300.

Toros, F. (2002). Çocukluk çağı ve ergenlik dönemi depresyonlarında risk etmenleri. Türkiye
Klinikleri Psikiyatri Dergisi, 3
(2), 75-79.

Tümkaya, S., Aybek, B. ve Çelik, M. (2010). Yoksul ailelerden gelen ergenlerde psiko-sosyal
bir olgu olarak umutsuzluk ve boyun eğici davranışların incelenmesi. Uluslararası İnsan
Bilimleri Dergisi,
7(1), 970-984.

Yılmaz, A. (2009). Child abuse and neglect: Risk factors and effects of child abuse on child
psycho-social development. Civilacademy Journal of Social Sciences, 7(1), 63-85.

Yılmaz, E. (2012). 60-72 aylık çocukların duyguları anlama becerilerinin sosyal problem
çözme becerilerine etkisinin incelenmesi.
(Yayınlanmamış yükseklisans tezi). Selçuk
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya.

Yoldaş, C. ve Demircioğlu, H. (2019). Çocukluk ve ergenlik döneminde psikososyal risk
faktörleri ve koruyucu unsurlar. Ankara Sağlık Hizmetleri Dergisi, 18(1), 40-48.

 

Öne Çıkan Görsel: momentumbehaviorcare

Görsel 1: Pinterest

Yorum Bırak