Aşkı Nasıl Tanımlarsınız?

Değerli okuyucularım aşk nedir, nasıl hissettirir? Duygu durumumuzda ne gibi değişimler olur? Aşkı hissettiğimizde karnımızda kelebekler mi uçar yoksa hiçbir şeyi göremeyecek kadar kör mü oluruz? Tutkulu mu yaşarız aşkımızı yoksa oyun gibi mi gelir bize? Aşık olduğumuz kişiyi mi severiz yoksa sevdiğimiz için mi aşık oluruz? Aşık olunca farklı farklı renklere mi bürünürüz? Aşkı renklerle tanımlayabilir miyiz? Aşkı hangi ortamlarda buluruz? Partnerimizde farklı özellikler mi ararız yoksa benzerliklerden daha çok mu hoşlanırız?

Aşk hayatımızda gelgitler yaşayınca huzursuz hisseder, birden grileşebilir ve belki de üzerimizde kara kara bulutların dolaştığını hissedebiliriz. İlişkimizde mutlu olaylar yaşadığımızda çevremize enerji yaymaya başlayabilir ve hayattaki diğer olumsuzlukları unutabiliriz. İlişkimiz eğer tutkuluysa aşkımızı kırmızı renkle adlandırabiliriz.

Elbette aşk kişiden kişiye ve kültürden kültüre değişebilmektedir. Aşk, kişiden kişiye değiştiği gibi kuramcılarda da aşk kavramı farklı çerçevelerde değerlendirmişler ve farklı kuramlar oluşturmuşlardır. Bu ayki yazımda siz değerli okuyucularıma aşk için gerekli temel unsurlardan ve aşk kuramlarından bahsedeceğim.

Aşık Olmamıza Etki Eden Faktörler

  • Yakınlık/Tanıdıklık

İlk aşkınızı hatırlıyor musunuz? Ne kadar sık görüyordunuz? Ne zamandan beri tanıyordunuz? Çevrenizde bulunan kişilerle romantik ilişki kurma olasılığı daha fazladır. Sosyal psikologlar yakın ilişkiler için tanıdıklığın önemini vurgulamaktadırlar. Birbirlerine yakın olanlar, uzak olanlara göre daha kolay ulaşılabilirlik sürecine girebilirler. Çevrenizde olan insanlardan daha fazla etkileşim kurma beklenir. Etkileşimde olduğumuz kişiyi tanıma imkanı daha fazladır. Eğer etkileşim içinde olunursa olumlu yönlerine odaklanılır ve olumsuz özellikleri görmezden gelinebilir. Etkileşim beklentisi içerisinde olunan kişiyle karşılaşmak için fırsatlar yaratılabilmektedir.

  • Benzerlik/Çekicilik

Benzerlik, insanlar arasındaki çekiciliğin oluşumuna katkıda bulunmaktadır. Benzer tutum, anlayış, fikir, inanç, ilgi ve değerlere sahip olan insanlar birbirlerini daha iyi anlar ve yakın olmak için ortamlar yaratırlar.  Benzerlik kadar farklılıkta çekicilikte önemlidir fakat farklılıklar taban tabana zıt olduğunda sevme yerine nefrete dönüşebilmektedir. Farklılıklar birbirini tamamlayıcı olduğunda çekicilik gözlenmektedir. Birbirini tamamlandığı düşüncesi her iki bireyde de oluştuğunda yakınlık oluşmaktadır.

Yakın ilişki kurmada fiziksel çekicilik beklentisinde cinsiyetler arasında farklılıklar olduğu gözlenmektedir. Bu farklılıklar insanın var oluşundan beri değişmektedir. Evrimsel psikolojisi bakış açısına sahip olan araştırmacılar, binlerce yıl önce erkeklerin yakın ilişkilerde doğurganlığa kadınların ise güçlü erkekleri eş olarak seçtikleri görüşünde hem fikir olmuşlardır. Günümüzde ise erkekler kadınlarda güzelliğine, vücut hatlarına, ev işi becerilerine ve kadının ev ekonomisine katkısına; kadınlar ise erkeklerde sadakat, nezaket, şefkat ve gelir durumuna bakmaktadır.

İnsanoğlu fiziksel çekicilikte kendisine dış görünüş olarakta benzeyen insanları tercih etmektedir. Bu görüş denklik hipoteziyle açıklansa da evliliklerin ilk altı ayında bunun değiştiği gözlenmektedir.

  • Bağlanma Kuramları

Bağlanma kuramı yakın ilişkilerdeki etkisini kuramcılar bebeklik ve çocukluk dönemlerinde temel bakım veren ile birey arasındaki ilişkiyi ele alarak yetişkinlik döneminde kurulacak olan yakın ilişkileri yorumlarlar. Bireylerin iletişimini ve ilişkisini etkileyen en önemli kavramlardan biri bağlanmadır. Doğumdan itibaren anne ile bebek arasında gelişen bu bağ, bireyin diğer bireylerle olan uyumunu etkileyerek yaşam boyu devam eder. Anne bebek
arasındaki bağlanma ilişkisi olumluysa, yetişkinlikte kurulan yakın ilişkilerin de olumlu olduğu, erken
dönemdeki bu bağ olumsuzsa sonraki yakın ilişkilerin de problemli olduğuna dair kanıtlar bulunmaktadır.

Hazan ve Shaver’ın Yetişkin Bağlanma Kuramı:

Hazan ve Shaver, Ainsworth’un Yabancı Ortam Deneyi’nde gözlemlediği 3 tür bağlanmanın yetişkinlik döneminde de bireylerin hayatlarını şekillendirdiğini özellikle de ilişkilerinde Ainsworth’un çocuklarda gözlemlediği gibi yetişkin bireylerin ilişkilerinde de güvenli, kaygılı-kaçınan ve kaygılı-kararsız bağlanmalar geliştirdiklerini öne sürmüşlerdir.

  • Güvenli bağlanma geliştirmiş bireyler yakın ilişkilerinde kendilerine güvenen ve ilişki kurmaktan rahatsız olmayan bireylerdir.
  • Kaygılı-kararsız bağlanmış olan bireyler kendilerine güvenmeyen, terk edilmekten ve reddedilmekten çekinmektedirler.
  • Kaçıngan bağlanma geliştirmiş bireyler ise yakın ilişkiler kurmaktan çekinirler. Sosyal olarak kendilerini baskılanmış hissederler ve sosyal ortamda bulunmak istemezler.

Dörtlü Bağlanma Modeli:

Bartholomew, Bowlby’nin kendilik ve diğeriyle ilişki olan iki tür içsel çalışan modelini bir araya getirerek yetişkin bireylerin yakın ilişkilerindeki bağlanma stillerini dört kategoride açıklamıştır. Bu kuramın çıkış noktası Bowlby’ın kuramındaki gibi bireyin kendisini ve diğerlerini olumlu veya olumsuz algılamasından yola çıkarak yakın ilişkilerdek güvenli, saplantılı, kayıtsız ve korkulu bağlanma modellerini oluşturmuştur.

  1. Güvenli bağlanan yetişkinlerin benlik saygısı yüksektir. Kendilerini ve yakın ilişki kurdukları kişileri sevilebilir ve güvenli olarak algılamaktadırlar. Otonomiye sahiptirler. İlişkiye başlama veya terk edilme kaygıları yoktur.
  2. Saplantılı bağlanan bireyler kendilerini sevilebilir olarak değerlendirmez ancak ilişkide bulunduğu kişiyi sevilebilir ve güvenli olarak algılama eğilimindedir. Bu nedenle ilişkisinde kabul almaya çalışır ve hayatının en önemli faktörünü ilişkisi olarak algılamaktadır. Yaşamlarında devamlı olarak ilişki bulunmasını isterler fakat ilişkilerinde karşı tarafı kendilerince yücelttikleri nedeniyle saplantılı olarak kişiye bağlanırlar. Saplantılı bağlanan bireyin partneri bu durumdan hoşnut olmayabilir ve ilişkiyi bitime talebinde bulunabilir.
  3. Korkulu bağlanan kişiler kendisini ve karşı tarafı değersiz ve olumsuz olarak değerlendirir. Bu değerlendirme sonucunda ilişkiler hakkında veya yakın ilişki kurduğu partneriyle ilgili doğru olmayan inançlar üretebilmektedirler. Yanlış inançlar sonucunda ilişki kurmaktan korkmaktadırlar ve yakın ilişkilerden uzak durmaktadırlar. Korkulu bağlanan bireyleri ilişkilerinde yanlış inançları sebebiyle problem yaşayabilmektedirler.
  4. Kayıtsız bağlananlar ise kendilerini değerli görmekte fakat diğer bireyleri güvenilir ve sevilebilir olmadığını düşünmektedirler. Diğer bireyleri olumsuz değerlendikleri için hayal kırıklığına uğramaktan ve reddedilmekten korkarlar bu yüzden de yakın ilişki kurmaktan kaçınırlar.

Aşk Kuramları

Aşk, karmaşık duygu, düşünce ve davranış ögelerini içinde barındıran toplumsal ilişkilerin tamamlayıcı ögeleri arasında bulunmaktadır. Aşkla ilgili pek çok tanım bulunmakla beraber Freud aşkı cinselliğin yüceltilmesi; Fromm ilgi, saygı sorumluluk; Maslow’da aşkı “yetersizlik aşkı” ve “aşık olmak” gibi kavramlarla tanımlamış; Kernberg duyarlılık, özdeşim ve cinsel- nesne ilişkisi olarak açıklamış ve Tennov ise aşkı bilişsel süreçleri devre dışı bırakan ve sevilen kişiye karşı bedenin duyarlılığı olarak tanımlamıştır. Aşkın en önemli özelliği ise dönüşmesidir. Aşkın bitmesi ya da sevginin artması durumlarında öfke, nefret, mutluluk gibi farklı duygulara doğru evrilmesidir.

Aşk Stilleri Kuramı:

Lee aşkı tanımlarken doğadan esinlenmiş ve aşkın temel biçimlerini de doğada bulunan üç ana renge benzetmiş, ana renklerin karışımıyla farklı renkler elde edildiği gibi birincil aşk biçimlerinin birleşimiyle diğer aşk biçimlerinin oluştuğunu kuramında ifade etmiştir.

Lee’nin kuramında tutkulu aşkı kırmızıya, oyun gibi aşkı sarıya ve arkadaşça aşkı maviye benzetmiştir. Bireyler renkler tercihi yaptıkları gibi aşk tercihleri de yapabileceğini ve geçmiş deneyimleriyle aşk biçimlerini karşılaştırıp ders çıkarabileceğini düşünmüştür. Ayrıca Lee kuramında aşk türlerinin herkes için geçerli olamayabileceğine de değinmiştir.

Birincil aşk biçimlerinin parçalarının birleşimiyle ikincil aşk biçimleri ortaya çıkmaktadır.  Kuramda bahsedilen altı çeşit aşk biçimlerinin kendine özgü nitelikleri bulunmaktadır.

Arkadaşça aşk + oyun gibi aşk = Mantıklı aşk.

Tutkulu aşk + oyun gibi aşk = Bağımlı aşk.

Tutkulu aşk + arkadaşça aşk = Özgeci aşk.

  • Tutkulu Aşk: Partnerde bulunması gereken fiziksel özellikleri belirtebilirler ve fiziksel çekicilik bu aşk türünde önemlidir. Tutkulu aşkta cinselliğe önem verilir. Aşkı için tüm riskleri göz önüne alabilirler.
  • Oyun Gibi Aşk: Kısa sürelidir ve partnere bağlanma yoktur bu yüzden çok eşliliğe açık bir aşk türüdür. Hayatlarını tek bir partnerle sürdürmek istemezler.
  • Arkadaşça Aşk: İlişkide geçirilen zaman ve ortak etkinlikler yapmak önemlidir. Fiziksel çekiciliğe önem vermezler fakat benzerliğe ve birbirlerini gözetmeye, yardımlaşmaya önem verirler.
  • Mantıklı Aşk: Partnerinin sosyal ve kişilik özelliklerine göre belirler ve ilişkide uyum ararlar. Partnerinin kişilik özelliklerine çok önem verirler. Olumlu gelecek beklentisi olan kişilerin duyduğu aşk türüdür.
  • Bağımlı Aşk: Çiftler birbirine güvenmezler ve ayrılık korkusu yaşarlar. Bağımlı aşk türüne sahip olan kişiler ilişkilerindeki sorunlara rağmen ilişkiyi sürdürmeye devam ederler ve genellikle partneri ayrılık kararı verince aşk acısı çekerler. Aşk acısı çekmekten hoşlanırlar.
  • Özgeci Aşk: Aşkı görev olarak algılarlar bu yüzden partnerinin kusurlarını görmez, ilişkide bağışlayıcı olan taraftırlar ve partnerinin çıkarlarını kendi çıkarlarının üstünde tutarlar.

Üçgen Aşk Kuramı:

Sternberg’e göre aşk üç ögeden oluşmaktadır. Aşk: Kişilerarası yakınlık, karşılıklı anlayış ve duygusal bağlılıktan oluşmaktadır. Kuramda bu üç ögeyi üçgenin en uç noktalarına koymuştur. Üçgen aşk kuramına göre sekiz çeşit aşk türü vardır.

  • Beğenme/ Hoşlanma: Kişinin partnerine karşı yakınlık ve sıcaklık hissetmesidir ancak bağlanma ve tutku yoktur.
  • Çılgınca Aşk: “İlk gördüğümde aşık oldum.” cümlesinin özetidir. Aşk nesnesine fiziksel ve zihinsel uyarılma durumu görülür. Kişi zihninde kurduğu partnerine saplantılı biçimde aşık olur.
  • Boş Aşk: Partnerini sevdiğine karar vermesinin ardından tutku ve bağlılığın olmadığı bir aşk türüdür. Boş aşk uzun süre devam eden ilişkilerin sonlarına doğru görülme sıklığı artmaktadır.
  • Romantik Aşk: Yakınlık ve tutku ögelerini içerir. Kişiler partnerlerini çekici bulmaktadırlar ve fiziksel çekicilik en önemli unsurdur. Bağlanma mevcut değildir bu sebeple uzun ilişki yaşama olasılıkları azdır.
  • Arkadaşça Aşk (Yakınlık+Bağlanma): Romantik aşkın uzun sürmesi sonucunda ortaya çıkabilecek olan aşktır. İlişkide tutkunun yerini yakınlık almıştır. Zaman zaman romantizme ihtiyaç duyabilirler ve farklı ilişkiler arayabilmektedirler.
  • Aptalca Aşk (Tutku+Bağlanma): Tutku temelli bir aşktır. Tutkunun azaldığı durumlarda ilişkilerde sorunlar ortaya çıkabilmektedir.
  • Mükemmel Aşk: Aşkın tüm ögelerini içinde barındırır. Mükemmel aşkı yaşamanın ve elde etmenin zor olduğunu da Sternberg kuramında bahsetmiştir.
  • Aşksızlık: Hiçbir ögeyi içinde barındırmayan ve çoğunlukla nedensel ilişkilere dayanan ilişki türüdür. Arkadaşlık ilişkisi bile kurulmayabilir.

Nöropsikolojide Aşk

Hormonların, genetiğin, beyindeki bazı biyokimyasalların ve deneyimlerin aşk sürecinde önemli etkileri vardır. Aşkın asıl etkisi hipotalamustan salınan kimyasalların vücudun içinde oluşur. Aşk dopamin, oksitozin , vazopressin, testosteron ve adrenalin gibi hormonların karmaşık kimyası nedeniyle ortaya çıkmaktadır.

Adrenalin kalp atışından, dopamin sevdiği kişiyi zihninde canlandırmasından, oksitozin ve vazopressin ise bağlılıktan sorumludur.

Feromonlar da aşk sürecinde etkili olmaktadır. Kadınlar menstrüasyon döngüsündeyken erkeklerin salgıladıkları androstenol kokusundan etkilenmektedirler ve erkekleri çekici olarak algılamaktadırlar. Yumurtlama dönemi bitince de bu kokuyu itici bulurlar.

Kadınların menstrüasyon döneminde cupulines salgısı da erkekler tarafından beğenilmekte ve çekici bulunmaktadır.

KAYNAKLAR:

Atak, H. ve Taştan, N. (2012). Romantik ilişkiler ve aşk. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 4(4), 520-546.  doi:10.5455/cap.20120431

Durmaz, H. ve Ercan, H. (2019). Beliren yetişkinlikte aşk stillerinin demografik değişkenler, ana-babaya bağlanma ve kişilik özellikleri açısından incelenmesi. Başkent Üniversitesi Eğitim Dergisi, 6(1), 98-110.

Ercan, L. ve Eryılmaz A. (2010). Beliren yetişkinlikte romantik yakınlığı başlatma ve başa çıkma. Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi. 23(2), 381-397.

Karahan, G. ve Kaya, Ş.F. (2019). Üniversite öğrencilerinde aşka ilişkin tutumlar, kişilik özellikleri ile bağlanma stilleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi. Marmara Universitesi Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Dergisi. 3(1), 51-62. DOI: 10.26695/mukatcad.2019.27

Öne Çıkan Görsel: istockphoto.com

Görsel 1: researchgate.net

Görsel 2: ulusalpdrogrencileri.org

Görsel 3: healthmatters.nyp.org

1 Yorum

Yorum Bırak