Marcus Aurelius Bana Ne Anlattı: Modern Problemlere Antik Çözümler

Marcus Aurelius ile hiçbir ortak noktam olmadığını düşünürdüm. O bir Roma İmparatoruydu ve yaşamlarımız arasında asırlar var. Şüphesiz benim yaşadığım dünya onun yaşadığından tamamen farklı. Yine de inanır mısınız bilmiyorum, neredeyse iki bin yıldır ölü olmasına rağmen kendisi bir gün benimle konuştu. Daha doğrusu bir soru sordu: Ne kadar uzak olsak da, sen ve ben özümüzde aynı değil miyiz? Marcus Aurelius’un Meditasyonlar (veya Düşünceler)’ı bir nevi şahsi akıl defteridir. Zorluklarla mücadele etme, dayanıklı ve güzel ahlaklı olma gibi insani konularda kendine yazdığı notlarından oluşur. Bu eseri, kendisine “filozof-kral” denmesinin sebebidir.

Meditasyonlar’ı elime ilk aldığımda ilginç olacağını biliyordum. Asırlar önce yaşamış insanların neler düşündüğünü ve hayatlarının ne kadar farklı olduğunu merak ediyordum. Beni büyük bir sürpriz bekliyordu. Yazılanların her biri benim aklımda da oluşabilirmiş, bana da ait olabilirmişçesine uyumluydu. Çok bilge bir arkadaş bana ihtiyacım olan her şeyi söylüyormuş gibi hissetmiştim. Örneğin, “Şeyleri gerçekte olduğu gibi görmesini bil!” diyordu. Hayatta öğelerin durmadan birbirine dönüştüğünü ve bunun evrenin doğasına uygun olduğunu söylüyordu. “Doğaya uygun hiçbir şey kötü olamaz.” diyordu. Bu duruma şaşırmamamı da öğütlüyordu. Ona göre olup biten her şey daha önce birçok kez gördüğüm bir şeydi ve evren tek bir maddeyi, tek bir ruhu içinde barındıran canlı bir yaratıkmış gibi hepimizi birbirimize zincirlemişti. Yani bir Roma İmparatoru’nun kendine verdiği öğütlerin bana yakın gelmesinde hiçbir tuhaflık yoktu.

Marcus Aurelius bir Stoacıydı. Meditasyonlar’ı da Stoacıların amacıyla yazmıştı: Psikolojik dayanıklılık (resilience) kazanmak, ölçülü ve ahlaklı bir hayat yaşayabilmek.

Bu amaç doğrultusunda Marcus Aurelius ve diğer Stoacıların üzerinde çok sık durduğu konulardan biri düşüncelerin gücüydü. Hiçbir şeyin kendi başına iyi veya kötü olmadığını; bir dış olaya üzülüyorsak bunun sebebinin olay hakkındaki yargımız olduğunu ve bu yargıdan da her an vazgeçebileceğimizi, herhangi bir konuda istediğimiz düşünceyi oluşturabileceğimize inanıyorlardı. Epiktetos bu konu hakkında “Bizi rahatsız eden ‘şeyler’ değil, onları yorumlama becerimizdir.” demişti. Yani Stoacılık, insanlara duygusal problemlerle baş etmenin seküler ve pratik bir yolunu sunuyordu. Görünen o ki insanlara yardım etme konusunda etkiliydi. 1960’lı yıllarda bir psikiyatriste ilham sağlayarak önemli modern psikoterapi türlerinden birinin oluşumunu sağlamıştı. Bilişsel davranışçı terapinin kurucusu Aaron Beck, Bilişsel Terapi ve Duygusal Bozukluklar adlı kitabında Stoacılara atıfta bulunmuştu.

İnsanlık deneyimi ortak noktalarla dolu. Antik felsefenin modern insanın günlük problemlerine bir rahatlık sunabilmesinin açıklaması bu. Günlük yaşam ve hayat şartları değişse, insanların korku ve arzuları şekil değiştirse bile özünde hepimiz aynı insan deneyimini yaşıyoruz. Marcus Aurelius’un da söylediği gibi, “Hiçbir şey hiçten çıkmaz, hiçe dönmez, kendine özgü bir kaynaktan gelir.”.

Kaynaklar

LeBon, T. (2014, 8 Eylül). Does stoicism work? Stoicism & positive psychology. Modern Stoicism. https://modernstoicism.com/does-stoicism-work-stoicism-positive-psychology-by-tim-lebon/ adresinden 23 Aralık 2022 tarihinde alınmıştır.

Robertson, D. (2020, 13 Nisan). Stoicism and psychological resilience. Medium. https://medium.com/stoicism-philosophy-as-a-way-of-life/stoicism-and-psychological-resilience-12e3917563e3 adresinden 23 Aralık 2022 tarihinde alınmıştır.

Öne Çıkan Görsel: Commons.wikimedia.com

Yorum Bırak