Geleneğin İzine Karışan Kimliklerimiz

Ekin tohumu sonbaharda ekilir.  Üç ay kış geçer tohumların üzerinden. Sonra havalar ısınır,  kışın ekinleri soğuktan koruyan beyaz örtü kalkar ve geride bıraktıklarıyla yeşillenir toprağın üstü. Ekinler yağmurlarla büyür serpilirler, dimdik olurlar durdukları yerde. Daha sonra rüzgarlar başlar, rüzgarın geliş yönüne göre bir o yana bir bu yana savrulur ekin tarlası. Yaz gelip sıcaklar artınca içleri dolan ekin başakları ağırlaşmaya başlar. Ağırlaştıkça, başaklar duramazlar ince gövdelerinin üstünde. Belleri bükülür, orta yerlerinden eğerler başlarını yere ve beklemeye koyulurlar o yıl yapılacak olan harman vaktinin gelmesini.

Erikson’un gelişim evrelerine göre her dönemin belli görevleri vardır. Birey her bir gelişim evresinin içerdiği probleme sağlıklı bir çözüm yolu bulmakla görevlidir. Bazı durumlarda ise yaşın gerektirdiği görevin yerine getirilemediği görülmektedir. Erikson sekiz gelişim evresinden bahseder. Kurama göre 12-18 yaş dönemi çocukluktan  yetişkinliğe geçilen bir dönemdir ve bu dönemin ana görevi ergen bireyin yetişkin olma yolunda kendine bir kimlik bulmasıdır. Bu nedenle bu yaşam dönemi “Ben kimim, bana noluyor, nasıl biri olmalıyım?” sorularına cevap arandığı bir dönemdir. Yaşanan problemler karşısında 12-18 yaş bireyler kendilerine bir kimlik bulular ya da bu karmaşayı atlatamayarak kendi içlerinde rol çatışmasına girerler.

Meslek seçimi ise Erikson’un bahsettiği kimlik gelişiminin en önemli parçalarıdan biridir. Lisenin bitmesi ile kendileri için en uygun mesleği seçerek hayatlarına devam etmek isteyen bireyler,  bu geçiş aşamasında farklı davranışlar sergileyebilirler. Bazı gençler kendi kararlarını alıp bunun arkasında durabilirken bazıları tam anlamıyla karar veremediği için karmaşıklık içerisinde kalabilirler.

Toplulukçu bir yapıya sahip olan Türk kültüründe çocuklarının her dönemi başarı ile tamamlayabilmesi ebeveynler için  de büyük bir stres kaynağıdır. Toplumumuzda sadece ergenlik döneminde değil doğumdan yaşlılığa kadar çocuğun geçirdiği her dönemde ebeveynleri de onların yanında olup onlara eşlik etmek ister. Türk toplumunun karakteristiğinde bulunan bu özellik yüzyıllardır süregelen geleneklere de yansımıştır. Kültürümüzde doğumdan yaşlılığa kadar bireyi koruduğuna ve iyi bir yaşama sahip olmasını sağlayacağına inanılan bir çok gelenek mevcuttur. Bunlardan en önemlileri de hemen hemen her bölgede bulunan diş buğdayı geleneğidir.

Bu geleneğe göre bebeğin ilk dişinin çıkması üzerine buğday kaynatılarak  komşulara dağıtılır. Bazı bölgelerde nohut, kuru üzüm, şeker gibi farklı malzemeler eklense de burada ana maddeyi buğday oluşturur. Kaynatılan buğdaydan bir kısmı ise bebeğin başından aşağı dökülür. Bu şekilde, kişinin bolluk ve bereket içerisinde bir hayat geçireceğine inanılır. Daha sonra önüne bazı aletler konarak bebeğin ileride seçeceği meslek tahmin edilmeye çalışılır.

Günümüzde diş buğdayı geleneği sürdürülmeye devam etmektedir. Bu konuda yapılan bir çalışmada geleneğin zaman içindeki değişimi incelenmiştir. Özellikle sosyal medyanın hayatımıza girmesi ile, çeşitli organizatör firmaların ayarlanması, pasta kesimi, süslemeler gibi farklı birçok alışkanlığın da eklenmesi ile diş buğdayı kutlamasının parti formatına büründüğü  gözlenmiştir. Ayrıca, meslek seçimi ritüeli sırasında bebeğin önüne konan makas, kalem, defter gibi eşyalara; oyuncak uçak, kamera, telefon gibi yeni seçeneklerin eklendiği görülmüştür. Bu açıdan bakıldığında da toplumun değişimi açık bir şekilde görülebilmektedir. Son olarak yapılan çalışma, dünyanın küreselleşmesi ile birlikte toplumsal anlayışların  da değiştiğini ve bireylerin çağın getirdiği yeniliklere ayak uydururken geçmişten getirilen gelenekleri de yanlarında taşımakta olduğunu göstermektedir.

Bu gün milyonlarca genç iyi bir hayat yaşamaya uğraşmakta ve birçoğu da gelişen dünya şartlarına kendini adapte etmeye çalışmaktatır. Bunları gerçekleştirirken yaşadığı çevreye ve karakterine zıt düşmek ile onları benimsemek arasında kararsız kalmaktadır. Bu karmaşık durum bireyleri oldukça zor bir noktaya getirmektedir. Ayrıca yeni alışmaya başladığımız küreselleşmiş dünya düzeni de bir çok sorunu da beraberinde getirmeye devam etmektedir. Bu sorunların çözümü için sadece ana akım medyanın takibi yeterli değildir. Geçmiş ve şimdiki yaşantıları iyi kavrayabilmek, yapılan hataların tekrarlanmaması ve yeni yolların bulunabilmesi açısından en önemli adımdır. Bu nedenle her bir gencin içinde yaşadığı toplumun fikir yapısını iyi bilmesi ve bunları, yaşadığı çağa kendi perspektifi ile uyarlayabilmesinin kişilik gelişimi karmaşasında kendine bir yol çizebilmek adına önemli bir adım olduğu söylenebilir.

Şimdilerde belki meslek seçme aşamasındayızdır, belki hangi alanda uzmanlaşacağımıza karar veriyoruzdur, belki de yaşamımızda karşımıza çıkan bir problemi nasıl çözeceğimizi bilmiyoruzdur; fakat unutulmamalıdır ki, yaşamın hangi evresinde olursak olalım her dönem problemlerini  de beraberinde getirmeye devam edecektir. Bir ekin tohumunun buğday başağı olma yolunda karşılaştığı soğuklar, rüzgarlar, fırtınalar ve kavurucu sıcaklar gibi…

Doğanın çizdiği resmi kendine harita kabul etmiş geleneğin bıraktığı ayak izlerinden yardım alarak engelleri aşıp, kendimize ve yaşadığımız Dünyaya yeni bir rota çizebilmemiz dileğiyle…

KAYNAKLAR

Santrorck, J. W. (2021). Yaşam boyu bakış açısı. G. Yüksel (Ed.), Yaşam boyu gelişim (s. 22-24) içinde. Nobel Yayınları.

Tarhan, E. (2023). Geleneğin sosyal medya yolculuğuna bir örnek: Diş hediği. Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 10, 355-366. https://doi.org/10.51531/korkutataturkiyat.1256404

Yorum Bırak